01 Kasım 2009 Pazar

01.11.2009


hani ısıran soğuktan sonra uyuşturan ve mayıştıran bir sıcaklığa girip de pelte gibi olur ya insan. ama anlatılmaz yaşanır bir kalamış huzuru ve mutluluğu bilirsin işte. öyle bir şey. gelişte yanmayan tren kaloriferimiz dönüşte öyle tatlı yanıyor ki ne sıcak ısırıyor bu sefer ne de soğuk dokunuyor. kulak memesi kıvamı işte. ya da şekerparenin cuk oturmuş şerbeti. yahut vaktin varsa boşlukları ve teşbihleri sen doldur. ben telefonun şarjını bir şekilde doldurup radyomu da doksanaltınoktaikiye kurduktan sonra elimdeki gazataya yumuldum. dokuz istasyonu hangi arada ve nasıl geçmişim o mahmurlukta bilemedim. ta ki karşımdaki bitirim ikili vagomunuzu terkedene kadar. ben yönümü güneye çevirip sıcaklığı daha bir yakından hissedip aynı anda belki de dünyanın olmasa da yurdumun en güzel iki gözüyle karşılaştım. lakin güzel oldukları kadar küstahtılar sanki biraz. baktığımın anında farkında olunup ama bir elimde cımbız bir elimde ayna umrunda mı dünya ve sen tabi ki fahimbey edasıyla camdan dışarı bakan güzelimizin havası pek hoşuma gitmedi. güzelliğinin farkında ama sanki yine de bir beğenilme arzusu ile dolup taşan fettan güzelimiz kıl aldırmadığı burnunu cama dayayıp ordan misilleyip durdu hava sahamı lakin oralı olmadım pek. bir nevi güç savaşı yaşandı aramızda o kısa sürede. ta ki inene kadar.
benzemez kimse sana tavrına hayran olayım
hikaye için müteşekkirim sana ama inmek zorundayım
bakışıyla selamlayıp muhteşem bir pazar dileyip indim canım istasyonumda.
sonra..
sonrası iyilik sağlık sadık.
dışarısı yine soğuk.
kış yine gelmiş.