otobüs durduğu an da ani ve nedeni belirsiz bir hareketle sol arka çaprazımdaki koltuğundan kalkıp yanıma oturdu. taşlanmış açık mavi kotunun kirden yağ tutmuş bölümü dikkatimi çekti önce. elimdeki kitabı okumayı bırakıp bu ilginç yan komşumu incelemeye başladım. taba rengi bir kaban vardı üzerinde. taba deniyordu değil mi kahverengi ile sarının karışımı o renge. neyse. eski değildi. yeni de sayılmazdı. kucağında migros poşetine sarılı sağ eli ile sıkı sıkıya kavradığı bir paket tutuyordu. sol eli öndeki koltuktaydı. ağır bir şekilde sigara kokuyordu. elleri kirli, nasırlaşmış emekçi elleriydi belli. kafamı hafifçe yukarı kaldırıp yolun karşı tarafını seyrediyormuş gibi yapıp yüzünü görmeye çalıştım. göremedim. o da yolun karşısına bakıyordu. kısa saçlı, ellibeşlerinde tıknaz bir adamdı. siyah kemik çerçeveli ve kalın camlı bir gözlüğü vardı. sonra sigara kokusunun ağırlığından daha beter, kesif, tarifi ve dayanılması imkansız bir koku algıladım. üzerindekiler aylarca yıkanmamış gibi. ya da ıslanmış da üzerinde kurumuş gibi. dayanılmaz bir koku. nefes alamıyordum. camı açmak zorunda kaldım. o sırada belediye durağında beyaz mantolu esmer uzun saçlı genç bir kadın uzun boylu, saçları önden hafif açılmış geniş omuzlu genç bir adama adres veya otobüs soruyordu. duraktaki tarifeyi işaret etti genç adam gülümseyerek. kadının teşekkür ettiğini göremeden hareketlendi otobüsümüz. az ileride bir baba ile kızı el ele tutuşmuş dünyaya mutluluk saçarak yürüyorlardı. baba ellilerinde kız on iki- on üç ya var ya yoktu. mutlulardı. on dakika önce otobüse bindiğim duraktaki baba ile kız geldi aklıma onların bu halini görünce. sekiz yaşlarındaydı kız, baba otuzbeşinde ya var ya yoktu. mutlu görünüyorlardı onlar da. pazar olmasına rağmen mutlulardı.
geçtiğimiz günlerde pazar gününden özür dilemiştim tüm sorumluluğu üzerime alarak. ama yanılmışım. çünkü pazar günleri anlamsız bir sıkıntı kaplar içimi hep. en sevdiğim şeyleri yapmak için kafamdan planlar, programlar geçirsem de bir türlü uygulayamam. o yüzden yazara bir kez daha hak verdim. "* pazar günleri hayatın intikam günleri. neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe, insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler. "
bunun farkına vardığım an, akışına bıraktım pazar günlerimi. bir şey yapmak için çaba sarfetmiyorum artık. ne olacaksa kendiliğinden oluyor. otobüsten inince fırına girdim. çıkışta sıcak ekmeğin kulağından büküp ısıra ısıra eve yollandım. kimseye aldırmadan. eskiden olsa aldırırdım ya bir gören olursa diye kendimi tutardım. eve gelene kadar ekmek soğumuş olurdu. ama hala müşterileriyle gereğinden fazla alakadar olan, sıra bekleyen diğer müşterileri umursamayan esnafa ayar oluyorum.
pazar günleri diyorum, soğuk ve sessiz bir gemi gibi geçip gidiyor hayatımızdan.
*taş-kağıt-makas : ayfer tunç.
.
sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye....
11 Aralık 2011 Pazar
babalar ve kızları ve pazar günleri ve can sıkıntısı ve...
saatleri ayarlama enstitüsü:
14:59
gülün adı:
canım günlük
