bir ok gibi saplandı bu fikir beynime. işte tam da o sırada girdi şarkı devreye. ben bu satırları yazmayı düşünürken radyoda seksendört'ün şimdi hayat'ı söylemesi diyorum ne tuhaf! ya da ne garip bir tesadüf ? ben her pazartesi düşünürdüm, çok düşünürdüm de bu pazartesi bir başka sanki ötekilerden. içe sebepsiz oturan bir sıkıntı gibi hani. ya da kursakta kalmış da yutulamamış koca bir elma kadar kırmızı. aslına bakarsan pazar günü bile farklıydı dün akşamüstü. sıkılmaya vakit kalmayacak kadar kısaydı. bugün ama? dedim ya; bu pazartesi tüm ertesilerden farklı işte. önemli bir karar arefesinde hissediyorum kendimi şimdi mesela. ihtiyacım olan biraz cesaret. belki biraz vurdumduymazlık. o'nu karşıma alıp ; "gidiyorum ben şu şehirden , herkesten, her şeyden ve hatta kendimden gidiyorum" diyecektim. yayınlanmamış yazılarımı, defterlerimi, kedimi bile bırakarak ardımda. evet kedimi bile. acımasızca gelip geçen günlerin insiyatifine bırakmak hayatı ne büyük gafletti oysa. ve hayat ne kadar tuhaf değil mi gerçekten? daha bu sabah demişti ki ; hayata alışmış, kabullenmiş gördüm seni. devam etmiş, bu duruma sevindiğini söylemişti, benim içim ezilirken. bilmiyordu ki aynı içimdeki çelişkileri, kopan fırtınaları, meydan savaşını görmüyordu. uzaktaydı. haklıydı. uzun bir aradan sonra hatırını sorduğum muzip kelimelerimdi o'na tüm bunları söyleten. ama işte içimdeki sesler ve odamdaki şarkı daha ağır basıyor şimdi doktor.. yaşamayı öğrenemedim hala!
.
sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye....
