sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye....

8 Ocak 2012 Pazar

kahve içip elmalı tart yiyelim mi?

yemin ediyorum laf olsun diye söylemiyorum. şu an öyle çok sigara çekti ki canım. anlatamam sana. ama içmiyorum. gecenin üçü. yağmur olağanca hızıyla sanki bir şeylerin intikamını alırcasına vuruyor cama. biliyorum orada siyah el çantamın içinde duruyor bir paket sigara. hemen solumdaki kitaplığın bitişiğinde, sephanın üzerindeki siyah çantadan bahsediyorum. göremiyorum çantayı ama biliyorum ki orada. sigaradan başka bir yusuf atılgan kitabı, bir istanbul kart, arabamın ve evin anahtarları, biri mide diğeri baş ağrısı için iki farklı ilaç, içinde bir kaç düşünce kırıntısı olan küçük not defteri, iki tükenmez -bir kurşun kalem, bir kutu naneli sakız, bir sinema bileti, üç dört hafta önceki uykusuz dergisi, bir kaç lira madeni para, telefonun şarj aleti ve kulaklığı var ama telefon yok çantanın içinde. telefon, masanın üzerinde sağımda duruyor. belki seni ararım diye. aramıyorum ama. şu an sigara, nasıl tütüyor gözümde bir bilsen. iki hamle yapıp çok rahatlıkla içebilecekken içmiyorum. üstelik çakmak da sigara paketinin içinde. biliyorum çünkü, canımın çok sıkkın olduğu bir gün kendi ellerimle özenle yerleştirmiştim. bir şey tutuyor sanki beni. tanımlayamadığım bir duygunun esiri olmuş gibiyim. içmiyorum. aynı duygu seni aramama da izin vermiyor...
bu yakıcı, histerik duygudan kurtulmak için yazıyorum şimdi.
bazen öyle uzak, öyle ulaşılmaz ve hatta saçma geliyor ki yazmak. bazen de işte bir sigara yahut sakinleştirici bir ilaç yerini alabiliyor. müzik oluyor vazgeçilmezim bu anlarda. bilmiyorsun ama eksen dinlemiyorum artık. joy fm''e kanalize oldum bugünlerde. arabada, otobüste, evde nerde olursam olayım. ruhumdan girip yüreğimden çıkıyor şarkılar. bazen de sadece adele dinliyorum. her sene bir buğulu sese aşık olurum. bu sene adele.
uzatmayalım. ya da uzatalım kime, ne sakıncası var? hem pazar günleri uzun. geceler de öyle. ve yağmur çok güzel. fakat sadece film izlemekle geçmez böyle. sadık bey, bu şarkılar bir şeylerimizi çalıyor demişti de hak vermiştim geçmiş gün.
ama şimdi diyorum ki bu filmler, sahici filmler aklımla birlikte yüreğimi de alıyor. paçavra gibi fırlatıp atıyor bir kenara. bir hafta kendime gelemiyorum sonra. zorlayan yok elbet. izlemeyebilirim. gizli bir mazoist tarafım var belki...
belki değil, eminim bundan.
aslında bu kadar zayıf değildim ben eskiden. güçlüydüm. ama işte bilirsin kırılma anları vardır insan hayatında. yüzüm gibi içim de gülümserdi hayata. fakat şimdi sadece dudaklarım gülümsüyor gözlerim ise anlamlı bir şekilde susuyor. ben demiyorum. görenler öyle söylüyor. sebebi pek çok şey olabilir. anılarım var mesela derinlerde. çok derinlerde. ancak italyanca bir şarkının dokunabileceği uzaklıkta, ilk gençlik değil de ilk çocukluk anılarım. sevgilililerim sonra. sevdiklerim. babam. her şeyim.
şimdi babam yok. yalnızım. özlem doluyum. boğuk, sigara kokulu sesi hala kulaklarımda. özlemi taşlaşmış bir şekilde kursağımda. kirpiklerimin dibi kaşınıyor şimdi... bir saniye..
..
bu yazma işi böyle fenadır işte. önce, ilk defa lunaparka gitmiş çocuk gibi heyecanlandırır seni. ama daha sonra korku tünelinin ortasında yapayalnız bırakıverir bir anda.
ve sonra....
sonrası yok.
sanırım daha fazla devam edemeyeceğim sevgilim. kahve içip elmalı tart yiyelim mi?
...